İki Darbe Arasında - İskender PALA

KİTAP İNCELEMELERİ 3 Yorum »

iki-darbe-aras.jpg

   Sık sık ismi zikredilen bir kitap oldu son zamanlarda. “İskender Pala” adını da çok duyduğum için hemen “okunacaklar” listesine aldım ve okudum.

  Herşeyden önce belirtilmelidir ki bu bir edebi eser değil. Değil derken kurgusu olmayan bir çeşit olan otobiyografiyi bir edebi eser saymadığımı belirtmek istiyorum. Bir kitap yerine 1 aylık bir köşe yazısı olarak da verilebilirmiş. “ondan sonra şu oldu”, “daha sonra da bu oldu” diye verilen olaylardan ibaret kitap.

  İskender Pala’nın askeri kariyerinde yaptıklarını ve başına gelenleri içeriyor eser. Temel olarak dindar olmak ve ordu personaeli olmak kavramlarının birarada olamazlığını anlatmış yazar. Bir kısmı bizim zaten medyadan da gördüğümüz olaylar, belli bir kısmı sadece Pala’ya has olaylar dizgisi…

   Beğendim mi? Bu soruya cevap vermek zor hatta imkansız. Çünkü beğenmedim dersem kastettiğim kitap değil Pala’nın hayatı olacak. Kitapta beğenilecek ya da beğenilmeyecek bişey yok. Dini duygular ağır basarak mı yoksa basmayarak mı okuduğunuza göre yazar ile empati kurma durmunuz belirlenecek. Ona göre de seveceksiniz ya da sevmeyeceksiniz.

  Tarafsız (objektif) bir bakış açısıyla (edebiyat mezunu olduğum için tarafsızlığıma güvenmeye çalışıyorum) baktığımda bazı eleştirilerimin ağır bastığını görüyorum. “Eşimin türbanlı olmasının orduda bana dert olacağını nereden bilebilirdim ki?” ifadesinin pek de samimi gelmediğini söylesem bilmem ki taraflı mı olurum… Silahlı Kuvvetler içerisinde kimsenin örtünmediği lojmanlarda örtülü olmak, İmam Hatip Lisesi servisi ile okula gidip gelmek büyük sıkıntılara yol açıyorsa çok garip bir durum mudur değil midir yorum yapmıyorum ama bunun sorunlara sebebp olacağının farkında bile olmamak kitabın en tartışmaya açık noktasıdır.

   Gündemimizde yer işgaleden tartışma konusunun İskender PALA gibi bir edebiyat ustasının kaleminden yorumlanmış olması kaçırılmaması gereken bir bakış açısıdır. İster yanında olunsun ister karşıtında, görülmesi gereken, okunması gereken bir görüştür. Bu noktada kitabın edebi keyif almak için okunaak bir kitap olmadığını tekrar hatırlatırım….

  İskender Pala’nın yazarlık üslubu hakkında hiç bir fikir elde edemedim bu sefer. Umuyorum ki Divan Edebiyatı keyfini alacağım bir başka kitaptan sonra onu da öğreneceğiz…

  Devamını Oku… »

Cüneyt ÜLSEVER - Hacı

KİTAP İNCELEMELERİ Yorum Yok »

haci-cep-boy__16050422_0.jpg

   Kapağına bakınca pek bir sevindim. Muhtemelen “Zifir” tarzında bir gerilim kitabı dedim içimden. Almak için de bir kaç ay bekledim elimdeki kitaplar bitsin diye. Vakit geldi kitabı aldım, okumaya başladım…

   Öncelikle, kapaktaki yaratığa bakıp aldanmamak lazım. Kitapda “doğaüstü” bir kavram yok. 1997′de işlenen bir bakan cinayetinin soruşturma sürecini anlatıyor yazar. Hah, yazar demişken, Cüneyt ÜLSEVER’in Hürriyet gazetesinde köşe yazarı olduğunu belirtmek lazım belki. Son derece görmeye değer bir de eğitim geçmişi varmış… Tebrik ederim kendisini.

   Kayserli işadamı Hayrullah Gesili’nin kardeşi Faruk Gesili’nin zanlısı olduğu bir cinayet ile başlar hikaye. Kardeşini kurtarmak için İstanbul’a gelen Hayrullah Gesili, nam-ı diğer HACI, ve ailesinin geçmişi, birbirleri arasındaki ilişkilerin sağlamlığı ya da çarpıklığı kitap boyunca yapılan tahkikatlar ile bir incelemeye alınır yazar tarafından. Belirtmem lazım ki bu ilişkiler, hergün evimizde ve sokakalarda gördüğümüz kişilerin ilişkilerinden daha farklı değil. Sizi, bizi anlatıyor kitap.

   Adına bakıp yanılmayın, kitap dini içerikli değil. Yani, içerisinde bir köşe yazarı gözünden yapılmış dini yorumlar var, ama günlük hayatımızın her noktasında da o kadar dini yorum yaptığımız için artık gündemin bir parçası olarak kabul edilebilir o kadarı da.

  Kitabın ana karakterlerini oluşturan soruşturma polisleri ve tanıları arasında geçen konuşmalar kabaca bir Türkiye yakın tarihi incelemesi olarak görülebilir. Gerçekle hiç bir bağlantısı olmayan uydurma kişiler ile Türkiye’de siyaset, din, ticaret, askeriye, dış mihrak, politika kavramları ve bunlar arasındaki ilişkiler üzerine bir kurgu seriliyor okuyucunun önüne.

   Hacı’nın Albay ile yaptığı konuşma kısmını okuyacaklara özellikle tavsiye ediyorum. Ben çok beğendim.

  Hah, bu arada Hacı’nın bundan br kaç ay önce televizyonda bir dizi olarak oynadığını, fazla tutmadığı için kısa zamanda ekrandan çekildiğini hatırlatmak isterim. Hatırlayanlar olacaktır sanırım. Devamını Oku… »

Dijital Kale - Dan BROWN

KİTAP İNCELEMELERİ 2 Yorum »

dijitalkale.jpg

   Bilmem ne zamandır istiyorum bir Dan BROWN kitabı okumayı. Meşhur Da Vinci’nin Şifresi ortalığı yakıp kavurmaya başladığından beridir aklımda. Kısmet bu zamanaymış. Hangisinden başlamalı diye düşündüm düşündüm, Dijital Kale’de karar kıldım. iyi de yapmışım.

   Bilgisayar teknolojisi üzerine bir kurguya sahip kitap. Eş zamanlı olarak 2-3 farklı yerde olan olayları anlatıyor. Amerikan hükümetinin bilgi işlem merkesi olan NSA’yı çökertmek için uğraşan bir bilgisayar dehasının gönderdiği kırılamayan şifreyi kırmaya çalışanlar, bu şifreyi Amerika dışında birilerine ulaştırarak NSA’yı çökertmek isteyenler ve doğal olarak bunların olmasına karşı çıkanların heyecan dolu hikayesi anlatılıyor.

   Çalışan tehlikeli programını durdurmanın tek yolu ölen Ensei Tankado’nun parmağından alınan yüzüğü bulmak. Ama nerede? NSA içerisinde bir hain var mı? Varsa kim? Ensei Tankado’non ortağı olan North Dakota’ya nasıl ulaşılabilir? Bölüm bölüm bunların cevabını veriyor kitap size.

   Oldukça iyi hazırlanmış bir kurgusu var kitabın. Maceradan hoşlanıyorsanız, James Bond size ilgi çekici geliyorsa özellikle kaçırmayın derim size. Eh, tabi Dan Brown kitabı okumamış biri olarak kalmak da istemeyin.

   Ben pek bir beğendim. darısı size….. Devamını Oku… »

Marlo MORGAN - Bir Çift Yürek

KİTAP İNCELEMELERİ 1 Yorum »

bircift.jpg

    Oldukça eski bir kitap. Zamanında “bestseller” (en çok satan) kitaplardan biri olmuş, tebrik etmek lazım. Bestseller olmak o kadar da kolay değildir. Gerçi Coğrafyacının Kütüphanesi‘nin de bir bestseller olduğunu düşününce çok da güvenmemek gerektiği ortada :)

   Yazar Marlo Morgan bir anı kitap olarak tasarlamış kurgusunu. Avusturalya seyahati ile ilgili şahsi deneyimlerini aktarmakta okuyucuya. Amerika’nın cep telefonu, makyaj malzemeleri, toplantılar ve randevular ile dolu maddiyatçı hayatından çıkıp, avusturalya yerlileri olan Aborjinler ile pek de rızası olamayan bir seyahate çıkışını, bu seyahatin sürecini ve bu süreç içerisinde yazarın maddiyat ile maneviyat arasndaki farklılıkları gözlenleyişini anlatmış bize kitap. Ben buna “Kalsik bir Ferrarisini Satan Bilge” kitabı demeyi tercih ediyorum.

   İnsaların maneviyatın güzelliğini farkedip maddiyata olan bağımlılıklarını azaltmaları güzeldir, çok da örnekleri vardır edebiyatta; ama şunu da itiraf etmeliyim ki bu kitap bu süreci biraz hafife almış. Bütün özel eşyaları ateşe atılıp yakılmış, daha bir ün öncesinde makyajı bozukacak diye ağlayan bir şehir kadınının ilk 24 saat içerisinde bunlaran vazgeçip, kumda yanan ayaklarını önemsemeycek kadar “ruhani” olması kurguyu biraz basit bırakmış gibime geldi. Tabi bu sadece ve sadece benim fikrim.

  Okunması son derece rahat ve kolay bir kitap olduğu için tavsiye edderim okumanızı. Okuyunca dünyanın sırrını çözecek değilsiniz muhtemelen ama hoşunuza gidecek bir çok Aborjin bakış açısı bulacağınızdan da şüphem yok.

  Öte yandan düşününce şunu diyebilirm ki: son zamanlarda okuduğu kitapları çok beğenmiyor olmamada Bin Muhteşem Güneş‘in büyük etkisi olmuş olabilir. O kitaptan sonra o kalitede birşey bulmak çok kolay olmayacak gibi…. Devamını Oku… »

Öç Öyküleri Antolojisi - Bordo Siyah

KİTAP İNCELEMELERİ Yorum Yok »

oc.jpg

   Roman ve fikir eserleri okumaya alışık olanlar için öykü okumak pek de kolay değildir. Tolstoy’un 2 ciltlik Savaş ve Barış‘ta anlattığı olayları 20 sayfaya sıkışmış gördüğünüzde içinizden bir huzursuzluk dıyarsınız alışık değilseniz bu edebiyat türüne. O kadar hızlı anlatılır ve gelişir ki olaylar, insanın içinden “ne var ben de yazarım bunları” dememesi içten değildir çoğu zaman.

   Öykü türü ile tanışmak için Öç Öyküleri iyi bir tercih olabilir. Eh kolay değil,  Edgar Allan Poe, Sir Conan Doyle, Guy de Maupassant, John Steinbeck, Honore de Balsac, Jack London gibi dünya edebiyat devlerinin ve daha birçoğunun eserlerinden oluşmakta kitap. “Kaliteli” olsun istiyorsanız, sanmıyorum ki daha iyisini bulasınız. Poe’nin Amantillado Fıçısı (The Cask of Amantillado) isimli öyküsünü 21 diğer öykü takip ediyor kitapta. 22 Eserin 22’sine de hayran olursunuz demem uygun olmaz çünkü dediğim gibi okuyucu olarak edebi geçmişinizin büyük önemi olacak kitabı beğenmeniz noktasında. Ama şunu söyleyebilirm ki öykü seviyorsanız ya da sevecekseniz, bu kitabı beğenirsiniz.

   22 öyküde 22 farklı intikam hikayesi anlatılıyor. Zamanında malını mülkünü çalan kişiden intikamını alan eski bir zenginden, aldatıldığına inanan kıskanç kocaya, oğlu öldürülmüş bir anneden, evlilikleri boyunca baskı altıda ezilmiş bir kadına kadar bir çok karakterin çoğu akla halaye gelmeyecek intikam planlarını anlatıyor öyküler.

  Bu öykülerin bir araya getirilmesi okuyucuya çok özel bir fırsat sunuyor ki antolojinini toplanma sebebi de bu. Birbirinden farklı, insan zihni ve karakterini çözmeyi başarmış yazarlardan “ÖÇ” dugusunun analizi sunuluyor okuyucuya (tabi yakalayabilene) ve intikam kavramının içimizde nasıl doğduğu, nasıl yeşerdiği ve ne kadar büyüyebileceğiin analizi gösteriliyor.

  Bu fırsatı kaçırmayın derim. Hele bir de bu eser Bordo Siyah serisinin uygun fiyatları ile sunulmuşsa “tadından yenmez” derler ya, aynen öyle olur. Devamını Oku… »

Coğrafyacının Kütüphanesi

KİTAP İNCELEMELERİ Yorum Yok »

cografya.jpg 

   Daha başlarken belirtmeliyim ki uzun zamandır “bitsin de kurtulayım” düşünceleri içerisinde okuduğum ilk kitap oldu bu. Bitmedi gitti yahu :)

  Günümüzde ölen bir profesörün ölüm yazısını yazacak bir genç gazetecinin bir kaç basit bilgiye ulaşmak için başlattığı araştırma ile başlıyor öykü. Profesör Jaan’ın gizli geçmişi eşildikçe yüzlerce yıllık bir tarihi eser avının planları dökülmeye başlıyor okuyucunun önüne.

  Romanda adı geçen her parça eserin tarifini yapmış yazar, ve bu açıklamalar esnasında para parça eserlerin simya bilimi ile olan ilişkisini açıklamış. Bu şekilde de okuyucusunun karşısına genel bir simya tarihi dökmüş.

  Hem günümüzde hem geçmişte geçmesi, birbirinden bağımsız bölümlerin br toplam oluşturduklarında genel kurguyu oluşturmaları açısından iyi bir eser olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca şunu da söyleyebilirim ki kesinlikle benim yaptığım gibi 15-20 oturumda değil 2-3 oturumda okunup bitirlmesi gereken bir eser. Çok fazla kopuk oldu bende ki hoşnut olmamamda büyük payı vardır bu hatamın.

   Son ders: raf fiyatı 16 TL olan bir kitap promosyonda 7.5 TL’ye düştü diye zıplamamak lazım üstüne :) Forumlarda kitap eleştirilerini okumadan almayacağım artık …. Devamını Oku… »

Olasılıksız - Adam FAWLER

KİTAP İNCELEMELERİ Yorum Yok »

ImageShack

   Kitap hakkında ilk sötylenmesi gereken şey sanırım kitabın açıkça bir romandan ziyade bir senaryo olduğudur. olayların geçtiği mekan öyle bir tasfir edilir ki buram buram Hollywood kokar kitabın sayfaları. Kahraman boş, sigara dumanı kaplı,  jaluzili bir odada otururuken başlar hikaye. Aksiyon sayfalarını okurken aklınızda canlandırmakta hiç zorlanmayacaksınız okur olarak. Bo noktada Adam Fawler’in bir senarist olma niyetini görmemek mümkün değil.

Dünya çapında en çok satanalar (bestseller) listesine girmiş bir kitabın dandik olduğunu söylemek pek de mümkün olmaz zaten. Olasılıksız da kesinlikle iyi bir kitap. Yazarın yazım tarzı kişiden kişiye değişir ama işlenilen konu itibari ile çok sevdiğim bir çizgi izlemiş yazar. “Olasılıksız” kavramını “olasılık” kavramını tanıtarak işlemeye başlamış. İstatistik, olaslık, fizik ve felsefe bilimlerini ortak bir konuda buluşturarak kağıt oyunlarında istediği kağıtları elde edebilme ihtimalini hesaplayan bir kumarbazdan, geleceğin teasdüler üzerine değil milyarda bir de olsa bir birbirini takip eden olasılıklar silsilesi olduğuna inana determinist yaklaşımcı bilim adamlarına uzanan bir macera içerisinde bu bilimlerin temellerini ve determinizm felsefesinin özünü vermeye çalışmış Adam Fawler. Bu konuların üzerine bir çok çalışma yapmış bir kişi olarak da konuları gayet iyi sindirdiğini söylemeliyim romana.

Sanat sanat için ya dahalk içindir, önemli olan kişinin eserden bir şeyler alabilmesidir diyenlerdenseniz kaçırmmanız gereken bir kitap diyeceğim Olasılıksız için. Yok bu kadar detaylı düşünmek benim için fazla edebi diyorsanız, o zaman da alın zevk için okuyun.

Hah, bu arada yazarın bir sonraki kitabı “Empati” için çok daha iyi bir kitapmış şeklinde yorumlar alıyorum. Bakalım,, göreceğiz….    Devamını Oku… »

Fakir BAYKURT - Kaplumbağalar

KİTAP İNCELEMELERİ Yorum Yok »

ImageShack

   Fakir Baykurt daha çok “Yılanların Öcü” isimli eseri ile tanınan bir yazar. Eh ilk olarak Fikret Hakan, daha sonra da Kadir İnanır’ın başrolünde çekilmiş filmleri ile pek çok kişinin tanıdığı bir eser olma ünvanına sahip olduğu için referans olarak kullanmayı tercih ettim “Yılanların Öcü”nü.

Yine aynı mekanı kullanmıi yazar, KÖY’ü. Yağmurun elini ayağını çektiği bir Anadolu köyü Tozak. Değil yağmur, tek kuyuyu saymazsak köyde su bile yok; artık o tek kuyudan da ne kadar su gelirse. Sabunsuzluktan çamaşırların kil ile yıkandığı, üzüm, karpuz yemenin insanlara belki bir ya da iki kere kısmet olduğu, kıyafetleri geçtik insanların bile ancak ayda bir yıkanabildiği, tam anlamıyla kimsenin hatırlamadığı bir Alevi köyü Tozak.

Kitabın kahramanı Kır Abbas ve eğitmen Rıza’nın köyde “altı pur taşı doludur” diye yıllardır ellenmeyen kırlığı bir üzüm bağına çevirme hayalleri ile başlar hikaye. Sonrasında.. sonrasında ise her sayfada sizi kendine daha çok çekecek bir hikaye devam eder. Tüm hikaye boyunca sizi Anadolu köyünde gezdiriyor Fakir Baykurt. Köy olmanın, köylü olmanın ne olduğunu şaşırarak görüyorsunuz. “Hadi canım, bu kadar da değil”ler çıkıyor ağzınızdan. Eh, zaten bu kadar açık olduğu için çok fazla eleştirilmiş yazar zamanında. Ne var ne yok fazla açıksözle anlattığı için taşlamışlar “Yılanların Öcü” filmini gösteren sinemaları. Bunun yanına bir de Köylü - Hökümat, cahil halk - eğitimli memur (!) çelişki ve ilişkilerini de koyunca yer yer yürek yakan sahneler çıkıyor okuyucunun karşısına. “Pek de değişmemişler, pek de değişmemeişiz” derken ne kastettiklerini görüyorsunuz kitabı okurken.

Olumsuzlşuklar üzerine yoğunlaşmış gibi hissettim bu kadar lafın sonunda, fakat kitabın içerisinde yazarın Kır Abbas üzerinden, Gezici Hamdi Bey üzerinden verdiği mesajları güneş gibi doğuyor içimize. “İşte budur! bu toğrağın insanı eli öpülesidir ki o çorak kırı bağa çevirmek için senelerce gecesi gündüzüyle çalışır, hemi de ayağına giyecek çarığı yokken. Bir de elline gelen ilk ürünü saçı eder, dağıtır para mara almadan. Çok büüyktür bu toprağın insanı çoook.” Okuyun mutlaka, hak vereceksiniz… Devamını Oku… »

Bin Muhteşem Güneş - Khaled Housseini

KİTAP İNCELEMELERİ Yorum Yok »

   Orkun Uçar’ın Zifir’i ve son zamanlarda okuduğum Bab-ı Esrar olmasa hiç şüphesiz “okuduğum en güzel kitap” ünvanını vereceğim Bin Muhteşem Güneş’e. Okurken sırf kitap bitmesin diye ağırdan aldım. Oğlum Barış her böldüğünde hem içerledim beni kitaptan kopardı diye hem de sevindim okuma sürem uzayacak bahanesi ile. Hatta abartıp “Bir daha bu kadar zevkle okuyabilecek miyim bir kitabı?” diye düşünmekten de edemedim kendimi.

  Meryem ve Leyla’nın hikayesini anlatıyor Hosseini bu sefer hikayesini. Uçurtma Avcısı’nda Erkek kahramanlar üzerinden Afganistan’da yaşamak,  baba-oğul olmak kavramlarını irdeledikten sonra aynı hikayeyi “Kadın Olmak” penceresinden anlatmış… Anlatmış ama Feminizm çalışmış olanlar bilir ki bu her babayiğidin harcı değildir. Erkek bir yazar olarak kadın bakış açısını yansıtabilmek…. Khaled Hosseini çok büyük bir yere sahip oldu gözümde.

   Gayrimeşru doğan Meryem’in yaşadığı çevredeki sosyal ve kültürel yerini algılama hikayesi ile başlar hikaye. Doğru olan, kendine doğru gelenlerle var olan gerçeklerin çarpıştıkça yüzünde patlayan tokatları okuruz. Babasına sığınmaya çalışması, annesinin hazin sonu ve Afganistan’da kadın olarak yapabildikleriniz, daha doğrusu yapamadıklarınızı görürürüz.

  Meryem’in hikayesi ile kesişir Leyla’nınki bir yerlerde. Birbirinden çok farklı iki birey tek olmaya çalışırlar (tek kişi bile olamamalarına rağmen çalışırlar). Taliban rejimindeki bir ülkede Burkalar içerisinde iki kadın. Gözleri bile kalın tül ile örtülü Burkalarının içerisinden kişiliksiz, kimliksiz olarak verirler Meryem olma, Leyla olma, var olma çabalarını… Afganistan gerçeklerini anlatır yazar, fazlasını değil….

   Yazabileceğim çok güzel ve çarpıcı noktalar var ama okumak isteyecekler için hiçbir şeyin heyecanını bozmak istemiyorum. Devamını Oku… »

Khaled Hosseini - Uçurtma Avcısı

KİTAP İNCELEMELERİ Yorum Yok »

ImageShack 

  Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgali sırasında başlayan bir hihaye. Emir ve Hasan, büyük keşmekeşin içerisinde yolları kesişen iki arkadaş… Bir zenginin oğlu Emir, ve düşük sınıf sayılan Hazaralara ait Hasan…

  Ülkenin terk edilip Amerika’ya gidilmesine, üzerinden yıllar geçmesine rağmen terk edilemeyen bir dostluğun hikayesidir “Uçurtma Avcısı”. Kendi vatanında olamamanın, terk etmenin, terk edilmenin hikayesi.

  Baba ve oğul kavramında muhtemelen okuduğum en iyi kitaptı. Aradaki ilişkiyi, babanın oğlunun hayatındaki yeri ve konumunu muhteşem bir başarı ile işlemiş Halit Hüseyni.

  Dostluk, savaş, aradakalmışlık, vefa, sömürgecilik, vatan sevgisi gibi konulara ilginiz varsa; hele bir de şu “Afganistan” denilen yer ile ilgili tarihi ve kültürel bilgi de almak isterseniz ihtiyacınız olan şey tam da bu kitaptır demektir.

  Anlatılacak değil okunacak bir eser. Yok “Ben kitap okuyamıyorum” diyenlerdenseniz artık siz de filmini seyredin , ne yapalım.

  “Senin için binlerce defa” (Bunun ne olduğunu kitabı okuyunca çok iyi anlayacaksınız) Devamını Oku… »

WP Tema & Icons: N.Design Studio & Türkçe: t'infection.com
Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş